top of page

Soner ZORLUOĞLU

  • 15 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Yeni düzenin görünmeyen mesleği: Kendini anlatmak


Soner ZORLUOĞLU

Eskiden insan yaptığı işle tanımlanırdı.


Doktorsa hekimliğiyle, avukatsa hukuk bilgisiyle, sanayiciyse ürettiğiyle, yönetici ise yönettiği şirketin sonuçlarıyla…


Bugün denklem değişti.


Artık yalnızca ne yaptığınız değil; kim olduğunuzu nasıl anlattığınız, hangi kavramlarla kendinizi tanımladığınız ve dışarıdan nasıl algılandığınız da işinizin bir parçası.


Üstelik bu, çoğu zaman bir tercih değil.


Yeni dünyanın sessiz dayatması bu:


İşini iyi yapman yetmez. Bir kimliğin olmalı.


CEO olmanız yetmiyor; “vizyoner lider” olmalısınız. Şirket kurmanız yetmiyor; “girişimci” kimliği taşımalısınız. Bir konuda uzmanlaşmanız yetmiyor; “fikir lideri” olmalısınız. Üretmeniz yetmiyor; hikayenizi anlatmalısınız. Başarılı olmanız yetmiyor; başarınız görünür olmalı.


İş dünyasının dili bile bu dönüşümü ele veriyor.


Eskiden kartvizitlerde görevler yazardı. Bugün insanların isimlerinin altında neredeyse küçük manifestolar var: girişimci, mentor, yatırımcı, konuşmacı, stratejist, düşünce lideri…


Çünkü çağımız yalnızca uzmanlık istemiyor; uzmanlığın etrafında inşa edilmiş bir karakter de istiyor.


Tam burada önemli bir kırılma yaşanıyor.


İnsan artık yalnızca işini yapmıyor. Aynı zamanda kendi algısının iletişim direktörlüğünü de yapmak zorunda kalıyor.


Ne söylediğini, nasıl göründüğünü, hangi konuda konuştuğunu, hangi fotoğrafı paylaştığını, hangi etkinlikte bulunduğunu, hangi insanlarla yan yana geldiğini ve hatta hangi kelimelerle kendisini tarif ettiğini yönetiyor.


Bir anlamda hepimiz küçük birer markaya dönüştürülüyoruz.


Ve markaların başına gelen şey, insanların da başına geliyor:


Gerçek değer ile algılanan değer birbirinden ayrılmaya başlıyor.


Bugün çok iyi iş yapan ama kendisini anlatamayan biri görünmez kalabilirken, ortalama bir yetkinliği olağanüstü anlatabilen biri sektörünün kanaat önderine dönüşebiliyor.


Bu yüzden çağımızın en tehlikeli yanılgılarından biri şu olabilir:


Görünürlüğü başarı, sessizliği başarısızlık sanmak.


Oysa iş dünyasının gerçek kahramanlarının önemli bir bölümü hala kameraların önünde değil.


Fabrikasında üretim yapan, ihracat geliştiren, yüzlerce kişiye istihdam sağlayan, laboratuvarında çalışan, ameliyathaneye giren, yazılım geliştiren, proje çizen, gecenin bir yarısı operasyon çözen insanlar var.


Belki milyonlarca takipçileri yok.


Belki kişisel markaları da yok.


Ama gerçek ekonomiyi, gerçek üretimi ve gerçek değeri hala onlar oluşturuyor.


Burada görünürlüğe karşı çıkmak anlamsız olur. Çağın iletişim araçlarını kullanmak artık bir gereklilik. İyi yapılan bir işi doğru anlatmak da küçümsenecek bir şey değil.


Sorun başka.


Sorun, anlatmanın yapmanın önüne geçmesi.


Bir noktadan sonra insanlar başarılı olmak için görünür olmuyor; görünür olmayı başarı zannetmeye başlıyor.


İşte tehlike burada.


Çünkü toplumlar sürekli vitrine bakmaya başladığında, vitrinin arkasındaki üretimi unutabilir.


Şirketlerde de insanlarda da aynı kural geçerli:


İletişim değeri büyütebilir.


Ama olmayan bir değeri sonsuza kadar taşıyamaz.


Belki yeni dünyanın bize öğrettiği en önemli beceri “kişisel marka oluşturmak” değil, ikisi arasındaki dengeyi kurmak olacak.


İşini gerçekten iyi yapmak ve onu doğru anlatmak.


Fakat sıralamayı bozmadan.


Önce değer.

Sonra görünürlük.


Çünkü görünür olmak sizi tanınır yapabilir.


Ama sizi değerli yapan şey hala ne kadar göründüğünüz değil, görünmediğiniz zamanlarda ne ürettiğinizdir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page