top of page

Buket FİTOZ

  • 25 Ağu
  • 4 dakikada okunur

Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?


Buket FİTOZ

Bir süredir yapay zekâyı günlük iş hayatımın oldukça yoğun bir parçası olarak kullanıyorum ve deneyimledikçe başka bir şey düşünmeye başladım:


Ben artık “Yapay zekâ benim yerime ne yapabilir?” diye düşünmüyorum.

Şunu soruyorum:


“Ben yapay zekâyla neyi daha iyi yapabilirim?”


İki soru birbirine çok benziyor.


Ama aralarında iş dünyasının geleceğini değiştirebilecek kadar büyük bir fark var.


Yapamadığım işleri değil, yapabileceklerimin sınırını değiştirdi


Yapay zekâ hayatıma girmeden önce bir sunum hazırlamak saatlerimi alabiliyordu.


Bir maili doğru tonla yeniden düzenlemek...


Bir görsel üzerinde Photoshop'ta çalışmak...


Bir yazının editoryal yapısını oluşturmak...


Bir ürün çekimi için ortam hazırlamak, çekim yapmak, düzenlemek...


Bunların her biri zaman, insan kaynağı ve para gerektiriyordu.


Bugün bazılarının süresi saatlerden dakikalara indi.


Eskiden profesyonel ürün içeriği oluşturmak için ürün çekimi planlıyor; zaman, yol ve bütçe ayırıyordum. Bugün bazen elimdeki basit bir ürün fotoğrafından dakikalar içerisinde profesyonel bir içerik oluşturabiliyoruz.


Ama benim için asıl değişiklik yalnızca hız olmadı.


Maliyetlerim düştü.


Tek başıma yapamayacağım bazı işler yapılabilir hale geldi.


Aynı zaman içerisinde çok daha fazla alternatif değerlendirebilmeye başladım.


Ve bütün bunların sonucunda şirketimin hareket kabiliyeti arttı.


Ben kendi adıma bunu şöyle tarif ediyorum:


Eskiden iki birimlik katkı sağlayabildiğim bir zamanda, bugün yapay zekâyla yüz birimlik ihtimali değerlendirebiliyorum.


Bu yüz kat daha akıllı olduğum anlamına gelmiyor elbette. 😊 Aynı beynin çok daha yüksek bir işlem kapasitesine kavuşması anlamına geliyor. Ama burada tehlikeli bir yanılgı başlıyor

Yapay zekâ çok hızlı. Bilgili görünüyor.


Üstelik cevaplarını son derece kendinden emin bir dille verebiliyor.


İşte tam da bu nedenle çok önemli bir risk taşıyor:


Konuya hâkim değilseniz, iyi yazılmış yanlış bir cevabı doğru sanabilirsiniz.


Bunun en ilginç örneklerinden birini bugün kendi danışmanlık işlerimde yaşıyorum.


Uluslararası şirket kuruluşları ve oturum süreçleri konusunda hizmet verdiğimiz bazı müşteriler, görüşmeden önce doğal olarak yapay zekâya sorular soruyor.


Bunda hiçbir problem yok. Hatta araştırarak gelmelerini değerli buluyorum. Fakat bazen ilginç bir durum oluşuyor.


Müşteri yapay zekâya bir soru soruyor. Bir cevap alıyor.  Ve o cevabı doğru bilgi kabul ederek görüşmeye geliyor.


Bu kez siz hizmeti anlatan uzman olmaktan çıkıp, yapay zekânın verdiği cevabın doğru olup olmadığını açıklamak zorunda kalan kişi haline geliyorsunuz.


Oysa sorun çoğu zaman yapay zekânın cevabından önce başlamış oluyor:


Sorulan soru doğru mu?


Doğru cevap, yanlış soruyu kurtaramaz.


Basit bir örnek vereyim.


“Kosova'da sigorta ödeyecek miyim?” diye sorarsanız yapay zekâ size gayet mantıklı görünen bir “evet” cevabı verebilir.


Peki hangi durumda?


Şirket sahibi misiniz?


Çalışan mısınız?


Oturum türünüz nedir?


Şirketteki pozisyonunuz ne?


Geliriniz nereden geliyor?


Hangi mevzuat ve hangi dönem için soruyorsunuz?


Bir kelimeyle sorduğunuz “sigorta” sorusunun arkasında aslında birçok değişken olabilir.


Dolayısıyla mesele yalnızca doğru cevabı almak değildir. Doğru soruyu kurabilmektir.


Hatta yapay zekâyla çalışırken benim geliştirdiğim alışkanlıklardan biri tam olarak bu oldu.

Aynı konuyu bazen birden fazla kez soruyorum.  Sorunun yönünü değiştiriyorum.


Sahada bildiğim veya duyduğum bilgiyi ayrıca sorguluyorum.


Koşulları değiştiriyorum. Cevapları birbiriyle çapraz kontrol ediyorum. Bazen karşı çıkıyorum.

“Burada yanlış düşünüyorsun.” diyorum.


Ve ancak bütün bunlardan sonra elde ettiğimiz bilgiyi değerlendiriyorum.


Çünkü:


Doğru soruları sorduğunuzdan emin değilseniz, doğru cevabı aldığınızdan nasıl emin olabilirsiniz?


Yapay zekâyı kullanmakla yapay zekâya teslim olmak aynı şey değil.


Bence önümüzdeki dönemin en önemli ayrımlarından biri burada ortaya çıkacak.


Bir tarafta yapay zekâdan cevap alanlar olacak.  Diğer tarafta ise yapay zekâyla düşünebilenler.


Ben kendi çalışma biçimimde ikinci tarafı tercih ediyorum.  Yapay zekâ benim için araştırma asistanı olabilir.


Editör olabilir.


Fikir ortağı olabilir.


Bazen eleştirmen olabilir.


Bazen benim görmediğim bir ihtimali masaya koyabilir.


Hatta zaman zaman akıl hocam bile olabilir. Ama karar vericim değildir.


Çünkü son kararda hâlâ benim mesleki deneyimim, sahada gördüklerim, sezgim, sorumluluğum ve gerçek dünya bilgim var.


Ben yapay zekâyla çalışırken ilişkiyi “o yaptı” veya “ben yaptım” şeklinde de görmüyorum.


Biz çalışıyoruz.


O ihtimalleri büyütüyor.  Ben bağlamı getiriyorum.


O hız kazandırıyor.  Ben deneyimi koyuyorum.


O alternatif üretiyor. Ben sorguluyorum.


Ve sonunda ortaya ikimizin de başlangıçta tek başına masaya koyduğundan daha gelişmiş bir sonuç çıkabiliyor.


Yapay zekâ tecrübeyi değersizleştirmiyor . Tam tersine...


Ben kendi deneyimimde başka bir şey görüyorum:

 

Yapay zekâ, tecrübeli insanın kapasitesini büyütüyor.


Çünkü yapay zekâ size yüz seçenek gösterebilir.


Ama hangisinin gerçek hayatta uygulanabilir olduğunu anlamak için hâlâ deneyime ihtiyacınız vardır.


Size onlarca strateji oluşturabilir. Ama şirketiniz için hangisinin doğru olduğuna karar vermek hâlâ sizin işinizdir.


Bir hukuki süreç hakkında bilgi verebilir. Ama hangi ülkenin mevzuatına, hangi tarihteki düzenlemeye ve hangi kişisel koşula göre cevap verdiğini sorgulamak gerekir.


Bir görsel oluşturabilir. Ama markanıza yakışıp yakışmadığını bilemez.


Bir yazı yazabilir. Ama sizin ne söylemek istediğinizi sizden daha iyi bilemez.


Araç ne kadar güçlenirse, onu kullanan insanın muhakemesi de o kadar önemli hale geliyor.


Belki de geleceğin avantajı burada,

 

Yapay zekâ sayesinde bugün daha hızlı çalışıyorum.


Daha fazla veriyi değerlendirebiliyorum.


Bir konuya daha fazla açıdan bakabiliyorum.


Maliyetlerimi azaltabiliyorum.


Ve en önemlisi, zamanımın daha büyük bölümünü yapay zekânın benim yerime yapabildiği işlere değil, benim katma değer yaratabileceğim işlere ayırabiliyorum.


Bence asıl dönüşüm bu.


Bu yüzden gelecekte avantajlı olanların yalnızca yapay zekâyı en fazla kullananlar olacağını düşünmüyorum.


Avantaj;


nerede kullanacağını,


ne soracağını,


hangi cevabı sorgulayacağını,


neyi doğrulayacağını

ve hangi noktada kendi kararını vereceğini bilenlerde olacak.


Belki de bu yüzden artık “Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?” sorusuyla çok ilgilenmiyorum.


Benim için çok daha önemli bir soru var:


Yapay zekâ elimizdeyken, biz kendi kapasitemizi ne kadar büyüteceğiz?


Masanın Diğer Tarafı Notu

Yapay zekâyı kullanmak, düşünmeyi bırakmak değildir.


Tam tersine, daha iyi sorgulamayı öğrenmektir.


Yapay zekâ size cevap verebilir.


Ama doğru soruyu sormak hâlâ sizin işiniz.


Ve belki gelecekte farkı yaratacak olanlar, yapay zekâdan en çok cevap alanlar değil; onunla birlikte en iyi düşünebilenler olacak.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page