Eda Güzeliş: Değişime öncülük ediyor, değerlerimizden güç alıyoruz
- 6 Tem
- 7 dakikada okunur
Türk mücevher sektörünün öncü markalarından Ariş Pırlanta Satış ve Pazarlama Direktörü Eda Güzeliş ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Mücevher denince akla ilk gelen, sektörün öncü ve köklü markası olan Ariş Pırlanta 120 yılı geride bırakıyor. Yüz yılı geride bırakan Türkiye'nin nadir markalarından biri olmasının yanında her döneme uyum sağlayarak sektörünün yeniliklerine de öncülük etmeyi sürdürüyor. Dört kuşaktır ustalık ve kaliteden ödün vermeden devam eden Ariş Pırlanta ailesinden Satış ve Pazarlama Direktörü Eda Güzeliş ile, Abdülkerim Usta'nın Mardin'de bir atölyede başlattığı Ariş'in hikayesini konuştuk.
Ariş Pırlanta'nın hikayesi nasıl başladı? Markanın temelleri hangi koşullarda atıldı ve ilk yıllarda nasıl bir vizyonla yola çıkıldı?
Ariş Pırlanta’nın hikayesi 1906 yılında, Abdülkerim Usta’nın Mardin’deki atölyesinde başladı. Bugün 120 yıla yaklaşan bu hikaye, 4 kuşaktır aynı emek, ustalık ve kalite anlayışıyla devam ediyor.
Abdülkerim Usta, döneminin en iyi zanaatkarlarından biri olarak tanınırdı. O yıllarda bugünkü tektaş anlayışının karşılığı sayılabilecek “habbe” adı verilen altın topları, kendi geliştirdiği özgün teknikle, büyük bir titizlik ve mükemmeliyetçilikle üretirdi. İşçiliğindeki incelik ve yaptığı işin kalitesi o kadar dikkat çekerdi ki, Soyadı Kanunu çıktığında ailemize “Güzeliş” soyadı verildi.
Bu nedenle Ariş Pırlanta’nın temelinde sadece ticaret değil; ustalık, özgünlük, kalite ve işini en iyi şekilde yapma arzusu vardır. Bugün markamızın sahip olduğu kalite bilinci, tasarıma verdiği önem ve müşterisine sunduğu güven duygusu aslında o ilk atölyeden bize miras kalan en büyük değerlerdir.
Türk mücevher sektörünün gelişiminde Ariş Pırlanta nasıl bir rol oynadı? Sektöre kazandırdığınız yenilikler ve öncülük ettiğiniz uygulamalar nelerdir?
Ariş Pırlanta, Türk mücevher sektöründe sadece üretici ya da perakendeci bir marka olmanın ötesinde, sektöre yön veren ve birçok alanda öncülük eden bir marka oldu. Sektörün gelişim sürecine baktığımızda, Ariş’in attığı bazı adımların bugün artık standart kabul edilen uygulamaların başlangıcı olduğunu görüyoruz.
İlk mücevher defilesi, ilk pırlanta kataloğu, ilk hikayeli özel koleksiyonlar ve sektörün ilk e-ticaret sitesi bu öncü adımlardan sadece birkaçıdır. Ariş, mücevheri yalnızca değerli taş ve madenlerden oluşan bir ürün olarak değil; tasarımı, hikayesi, duygusu ve sunumuyla bir bütün olarak ele aldı.
Özellikle koleksiyon anlayışı, sertifikalı ürün bilinci, pırlantanın daha şeffaf ve ulaşılabilir biçimde anlatılması, müşterinin bilinçlendirilmesi ve dijital kanalların sektöre kazandırılması açısından Ariş’in önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Biz her zaman sektörün geleceğini bugünden okumaya ve değişime öncülük etmeye çalıştık.
Şirketinizin tarihine baktığınızda, Ariş'i bugünkü konumuna taşıyan en önemli dönüm noktaları hangileri oldu?
Ariş’in bugünkü konumuna gelmesinde birkaç önemli dönüm noktası var. Bunlardan ilki, ailenin Mardin’den İstanbul’a gelmesi ve üretim gücünü daha büyük bir ticari merkeze taşımasıdır. İstanbul, hem sektörün kalbi olması hem de daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşma imkanı sunması açısından markanın gelişiminde çok önemli bir basamak oldu.
İkinci büyük dönüm noktası ise, piyasadaki rekabetin artmasıyla birlikte markalaşma yolunun bilinçli şekilde tercih edilmesidir. O dönemde yalnızca iyi ürün üretmek yeterli değildi; müşteriye güven veren, tanınan, hikayesi olan ve değerlerini net şekilde ortaya koyan bir marka olmak gerekiyordu. Ariş bu farkındalıkla markalaşmaya yatırım yaptı.
Bir diğer önemli adım da e-ticaret ve sonrasında mağazalaşma sürecidir. 2000’li yılların başında dijitalleşmenin henüz sektörde çok yeni olduğu bir dönemde e-ticarete adım atmak, Ariş için çok vizyoner bir karardı. Bu adım, markanın yeni müşterilerle buluşmasını sağladı ve mağazalaşma yolculuğunun da kapılarını açtı.

Ariş Pırlanta'nın kuşaktan kuşağa aktarılan bir marka kültürü var. Bu kültürün temelinde hangi değerler yer alıyor ve bunlar yıllar içinde nasıl korundu?
Ariş Pırlanta bir aile şirketi ve bu aile yapısı yalnızca ortaklık yapısında değil, şirketin tüm çalışma kültüründe hissediliyor. Bizim için en temel değerler; güven, sadakat, emek, kalite, dürüstlük ve işine sahip çıkma bilincidir.
Kuşaktan kuşağa aktarılan en önemli kültürlerden biri, yapılan işe duyulan saygıdır. Mücevher sektörü çok özel bir sektör; insanların hayatındaki en anlamlı anlara eşlik ediyorsunuz. Bu nedenle sattığınız ürün sadece bir takı değil, çoğu zaman bir evlilik teklifinin, bir yıldönümünün, bir kutlamanın ya da kuşaktan kuşağa aktarılacak bir hatıranın parçası oluyor. Bu bilinç, markamızın tüm süreçlerine yansıyor.
Ariş’te çalışanlar arasında da güçlü bir aidiyet duygusu vardır. Uzun yıllardır bizimle çalışan ekip arkadaşlarımızın olması, bu aile kültürünün korunduğunu gösteren en güzel örneklerden biri. Elbette zaman içinde şirket büyüdü, süreçler değişti, kurumsal yapılar gelişti; ancak işin özündeki samimiyet, güven ve kalite anlayışı hep korundu.
Aile şirketi kültürünü kurumsal yönetim anlayışıyla birleştirmek her zaman kolay olmuyor. Siz bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Aile şirketlerinde en önemli konulardan biri, duygusal bağları ve hızlı karar alma avantajını korurken, aynı zamanda sürdürülebilir ve kurumsal bir yapı kurabilmektir. Şirket belli bir büyüklüğe ulaştığında kurumsallaşma artık bir tercih değil, sürdürülebilirlik adına kaçınılmaz bir ihtiyaç haline geliyor.
Biz bu süreci, profesyonel yöneticileri bünyemize dahil ederek ve farklı departmanlarda uzmanlaşmayı güçlendirerek başlattık. Kurumsal şirketlerden gelen yöneticilerin bilgi birikimi, sistem kurma becerisi ve süreç yönetimi tecrübesi Ariş’in yapısına önemli katkı sağladı. Zamanla bu anlayış ekiplere, departmanlara ve şirketin genel işleyişine yayıldı.
Bununla birlikte aile şirketi olmanın getirdiği önemli bir avantajı da koruyoruz: hızlı karar alabilme ve hızlı aksiyon geliştirebilme becerisi. Kurumsal yapı bize sistem ve sürdürülebilirlik kazandırırken, aile yapısı da çeviklik ve samimiyet sağlıyor. Bizim için ideal denge, bu iki gücü doğru şekilde bir araya getirebilmek.
Ariş'in büyüme sürecinde hangi stratejik kararlar şirketin kaderini değiştirdi? Bugün geriye dönüp baktığınızda "İyi ki yapmışız" dediğiniz adımlar hangileri?
Geriye dönüp baktığımda, 2000’li yılların başında e-ticarete adım atmamızın Ariş’in büyüme sürecindeki en stratejik kararlardan biri olduğunu söyleyebilirim. O dönemde mücevher gibi güvene dayalı, yüksek değerli bir ürün grubunun internet üzerinden satılabileceğine herkes aynı inançla bakmıyordu. Ancak biz dijitalleşmenin kaçınılmaz olduğunu ve müşterinin alışveriş alışkanlıklarının değişeceğini erken gördük.
Sektörün ilk e-ticaret sitesini açmamız, markamız için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Web sitesi sayesinde Türkiye’nin farklı şehirlerinden müşterilerle tanıştık. Bu talep, bize mağazalaşma konusunda da önemli bir yol gösterdi. Yani dijitalde başlayan müşteri ilgisi, fiziksel mağaza büyümesini de destekledi.
Bugün “İyi ki yapmışız” dediğimiz adımların başında markalaşmaya yatırım yapmak, e-ticareti erken başlatmak, mağazalaşma sürecine cesaretle girmek ve koleksiyon anlayışına önem vermek geliyor. Bunların her biri Ariş’in bugünkü konumuna ulaşmasında çok önemli rol oynadı.
Türkiye'de pırlanta ve mücevher algısının değişiminde Ariş'in nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
Ariş Pırlanta’nın Türkiye’de pırlanta ve mücevher algısının değişiminde önemli katkıları olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz pırlantayı yalnızca özel günlerde alınan klasik bir ürün olarak değil; tasarımı, hikayesi, sertifikası ve duygusal değeriyle bir bütün olarak anlatmaya çalıştık.
Sektöre kazandırdığımız birçok ilk de bu algı değişiminde etkili oldu. İlk sertifikalı mücevher uygulamaları, ilk pırlanta kataloğu, ilk mücevher defilesi, ilk hikayeli koleksiyonlar ve sektörün ilk e-ticaret sitesi, pırlantanın daha bilinçli, şeffaf ve ulaşılabilir şekilde tüketiciyle buluşmasına katkı sağladı.
Ariş olarak müşterinin yalnızca ürün satın almasını değil, ne aldığını bilmesini de önemsiyoruz. Pırlantanın kalitesi, sertifikası, tasarımı ve kullanım değeri konusunda müşteriyi bilgilendirmek bizim için her zaman çok önemli oldu. Bu yaklaşımın, Türkiye’de pırlanta alışverişinin daha güvene dayalı, daha bilinçli ve daha duygusal bir deneyime dönüşmesine katkı sunduğuna inanıyorum.
Şirketin kurucu kuşağından bugüne aktarılan en önemli iş prensibi nedir? Bu prensip günümüz rekabet koşullarında hala geçerliliğini koruyor mu?
Kurucu kuşaktan bize aktarılan en önemli iş prensibi, özgün ve kaliteli ürün üretmek; yani yapılan işi en iyi şekilde yapma sorumluluğudur. Abdülkerim Usta, döneminin imkanlarıyla habbe adı verilen altın topları büyük bir ustalıkla üretirdi. Onun işçiliğindeki kalite ve özgünlük öylesine güçlüydü ki, ailemizin “Güzeliş” soyadını almasına vesile oldu.
Bu aslında bizim için sadece geçmişten gelen güzel bir hikaye değil, bugün de yol gösterici bir prensip. Çünkü mücevher sektöründe güven, kalite ve özgünlük her dönem çok önemli. Rekabet koşulları değişebilir, satış kanalları dönüşebilir, müşteri beklentileri farklılaşabilir; ancak iyi ürün üretme, müşteriye güven verme ve işini hakkıyla yapma prensibi hiçbir zaman değerini kaybetmez.
Bugün Ariş Pırlanta olarak biz de aynı anlayışla çalışıyoruz. Tasarımda özgünlüğe, üretimde kaliteye, satışta güvene ve müşteri deneyiminde samimiyete önem veriyoruz. Bence bu prensipler, sadece geçmişte değil, gelecekte de markaları güçlü kılacak en temel değerler olmaya devam edecek.
Ariş Pırlanta'nın tarihine bakıldığında, sadece ticari bir marka değil aynı zamanda bir aile ve emek hikayesi görülüyor. Bu hikayenin sizi en çok etkileyen bölümü hangisi?
Bu hikayenin beni en çok etkileyen tarafı, 120 yıla yaklaşan bir süre boyunca aynı emeğin, aynı kalite anlayışının ve aynı aile değerlerinin korunarak bugünlere taşınmış olması. Bir markanın bu kadar uzun süre ayakta kalması, yalnızca ticari başarıyla açıklanamaz. Bunun arkasında büyük bir emek, inanç, fedakarlık ve kuşaktan kuşağa aktarılan güçlü bir kültür vardır.
Türkiye’de 100 yılı aşan ve bunu belgeleyebilen marka sayısının çok sınırlı olduğunu düşündüğümüzde, Ariş Pırlanta’nın bu markalardan biri olması bizim için büyük bir gurur kaynağı. Çünkü bu sadece bir şirketin yaşı değil; aynı zamanda bir ailenin, bir mesleğin, bir zanaat geleneğinin ve bir güven hikayesinin devam ettiğini gösteriyor.
Beni en çok etkileyen bölüm de tam olarak bu süreklilik duygusu. Abdülkerim Usta’nın Mardin’deki atölyesinde başlayan bir emeğin bugün Türkiye çapında bilinen bir markaya dönüşmesi ve hala aynı değerlerle yoluna devam etmesi, bizim için çok kıymetli bir miras.

Sizin Ariş Pırlanta'daki kişisel hikayeniz nasıl başladı?
Ben 2003 yılında İTÜ Kimya Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Mezuniyet sonrasında bir dönem akademik kariyer yapmayı düşünüyordum. Ancak 2005 yılına gelindiğinde şirketin perakende mağazalaşma kararı alması, benim için önemli bir dönüm noktası oldu. Bu yeni yapılanmanın içinde yer almak ve markanın büyüme yolculuğuna sahadan başlayarak dahil olmak istedim.
Mağazacılık hayatıma satış danışmanı olarak başladım. Bu benim için çok değerli bir deneyimdi; çünkü müşteriyi, satış sürecini, mağaza dinamiklerini ve mücevher alışverişinin duygusal tarafını doğrudan görme fırsatı buldum. Sonrasında sırasıyla müdür yardımcılığı, mağaza müdürlüğü ve mağaza sayılarının artmasıyla birlikte mağazalar koordinatörlüğü görevlerini üstlendim.
Daha sonra genel merkezde farklı departmanlarda belirli süreler çalışarak şirketin tüm işleyişini yakından tanıma şansım oldu. Bugün ana görevim satış ve pazarlama direktörü olmakla birlikte, şirket içinde genel koordinasyon süreçlerinde de aktif rol alıyorum. Sahadan başlayarak ilerlemiş olmak bana çok önemli bir bakış açısı kazandırdı. Çünkü hem müşteriyi hem mağaza ekiplerini hem de merkez operasyonlarını yakından tanıyarak bugünkü görevime geldim.
Mücevher sektöründe kadın yöneticilerin artan etkisi dikkat çekiyor. Bir kadın lider olarak iş dünyasında karşılaştığınız fırsatlar ve zorluklar hakkında neler söylemek istersiniz?
Bir kadın lider olarak kadınların iş hayatında daha aktif rol alması gerektiğine inanıyorum. Kadınların detaycı bakış açısı, güçlü iletişim becerisi, empati yeteneği ve aynı anda birçok süreci yönetebilme gücü iş dünyasında çok önemli avantajlar sağlıyor. Özellikle mücevher gibi duygu, estetik, zarafet ve güvenin çok önemli olduğu bir sektörde kadın bakış açısının büyük bir değer kattığını düşünüyorum.
Elbette iş hayatında kadınların karşılaştığı bazı zorluklar da var. Bunların başında iş yaşamı ile özel hayat dengesini kurmak geliyor. Kadınlar çoğu zaman iş hayatındaki sorumluluklarının yanında evde de düzeni sağlayan, aile içindeki birçok süreci yöneten kişi oluyor. Anne olan kadınlar için bu denge daha da hassas hale gelebiliyor.
Bu nedenle çalışan kadınların hem iş dünyasında daha fazla desteklenmesi hem de kendi potansiyellerine inanmaları çok önemli. Ben kadınların iş hayatında daha görünür, daha etkin ve daha cesur olmaları gerektiğini düşünüyorum. Kadın liderlerin artması, sadece şirketler için değil, toplumun genel gelişimi açısından da çok değerli.
Bugün genç girişimciler Ariş'in hikayesine baktığında hangi dersleri çıkarmalı?
Genç girişimcilerin Ariş’in hikayesinden çıkarabileceği en önemli ders, başarının tesadüf olmadığıdır. Bir işin kalıcı olabilmesi için sevilen bir alanda, inanılan değerler doğrultusunda, sürdürülebilir bir iş modeliyle ve büyük bir azimle çalışmak gerekiyor.
Ariş’in hikayesi bize şunu gösteriyor: Değişime açık olmak, ama köklerinden kopmamak çok önemli. Bir yandan kalite, güven ve emek gibi temel değerleri korurken; diğer yandan dijitalleşme, markalaşma, yeni satış kanalları ve değişen müşteri beklentilerine uyum sağlamak gerekiyor.
Genç girişimcilere tavsiyem, kısa vadeli başarıların peşinden koşmak yerine uzun vadeli değer yaratmaya odaklanmaları olur. İşlerini severek yapmalı, farklılaşacakları alanı doğru belirlemeli, müşteri güvenini her şeyin üzerinde tutmalı ve vazgeçmeden çalışmalılar. Bunları yaptıklarında başarının kaçınılmaz olduğuna inanıyorum.




Yorumlar