Dr. Deniz GÖKTAŞ
Norveç Varlık Fonu ve finansal okuryazarlık

Türkiye ekonomisinde 17 Eylül 2026 tarihinde bazı yatırım fonlarının nakit taleplerini karşılayamamaları (temerrüde düşmeleri) nedeniyle bir fon krizi açığa çıktı. Fon krizinin çıkış noktası, bazı yatırım fonlarının piyasada az işlem gören hisselere yönelmesiydi. SPK’ya göre bu durum özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden yaşandı. Para piyasası fonları kamuoyunda kısa vadeli ve düşük riskli araçlar olarak bilinirken, serbest fonlar daha esnek yatırım kurallarına sahip ve nitelikli yatırımcılara yönelik ürünlerdir. Bu iki fon türü, hisse alımlarında çok daha geniş bir hareket alanı bulmuştu. Piyasada az işlem gören bir hisselere büyük fonlar yoğun alım yaptığında fiyat hızla yükseliyor, bu da fonun portföy değerini ve getirisini artırıyordu. Yüksek getiri yeni yatırımcıları çekiyordu, gelen para yine aynı hisselere gidiyordu. Fon şirketlerinin bu hisseleri birbirlerine giderek daha yüksek fiyatlardan sattığı da iddia edildi. Bu mekanizma SPK’nın takibine girdi ve kurum 2025'in son çeyreğinde bazı fonların bu hisselerde “ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak” fiyat hareketlerine yol açtığını gözlemlediğini bildirdi. 28 Ağustos 2026'da getirilen düzenleme, halka açıklık oranı düşük şirketlerde fonların tutabileceği pozisyona sınır koydu. Düzenlemenin amaçları arasında ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmanın ve borsadaki olağandışı fiyat hareketlerinin yarattığı sistemik riskin sınırlandırılması da sayılıyordu.
Yeni düzenlemeler fonların pozisyonlarını yeniden yapılandırmasına ve çıkış taleplerinin hızlanmasına yol açtı. 15 Eylül’de Pusula Portföy bazı fonlarında yatırımcılara yapılması gereken ödemelerde temerrüt oluştuğunu açıkladı. Ertesi gün Tera Portföy’de de benzer sorun yaşandı ve Tera’nın para piyasası fonunda iadelerde temerrüt oluşurken bazı serbest fonlarında ödeme süreleri uzatıldı. Soruşturmanın uluslararası boyutu da gündeme geldi. Sermaye Piyasası Kurumu (SPK)'nun kararıyla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye sürecine alındı. Bu tasfiye sürecinde 455 bin tekil yatırımcı etkilendi. Bloomberg’in aktardığı kayıtlara göre Norveç Varlık Fonu’nun soruşturmayla ilişkilendirilen 10 şirkette yaklaşık 208 milyon dolarlık yatırımı bulunuyor.
Fon krizi finansal okuryazarlık eksikliğine bağlansa da aslında kâğıt üzerinde ve kitaplarda her şey olağandı. Aşağıdaki değerlendirme Şebnem Ünal ve Şebnem Özdemir tarafından yazılan Finansal Özgürlük adlı kitabından:
“Fon performanslarına TEFAŞ’tan ulaşılabileceği gibi bu fonların KAP’taki sayfalarından da performans sunum raporları incelenebilir. Özellikle yatırım fonlarının, bulundukları sınıftaki diğer fonlara kıyasla yüksek performans sergilemesi pozitif bir durumdur.”
Burada gelecekteki olası getirilerin performansı geçmiş getirilerin performansına bağlanmıştı. Adı geçen fonlar geçmiş performansları açısından dikkat çekiyordu. Buradaki strateji normalde doğru bir strateji. Öte yandan para piyasası fonları gibi düşük riskli fonların getirileri mevduat faizinden veya piyasa fonlarından dikkat çekici derece yüksek olmaz.
Yatırım fonlarında risk seviyesi 1-7 arasında değişir. 1 en düşük risk seviyesini, 7 ise en yüksek risk seviyesini göstermektedir. Para piyasası fonlarının riskleri 1 veya 2, serbest fonların risk düzeyi ise 7 olarak sınıflandırılmaktadır. Risk düzeyi düşük olan para piyasası fonları mevduat, hazine bonosu, devlet ve şirket borçlanma araçlarından oluşmaktadır. Ekonomist Enes Özkan’a göre fon krizi vakasında para piyasası fonlarının riskini artıran bileşen ters repo işlemleriydi. Ters repo mekanizmasında, PPF kaynaklarıyla hisse senedi ödünç alınıyor ve serbest fonlara likidite sağlanıyordu. Bu mekanizma sayesinde para piyasası fonlarının getirileri anormal hale gelmiş ve riskleri yükselmiştir.
Finansal okuryazarlık açısından PPF fonlarının yüksek getirileri bir işaretti, ama bu durum her tasarruf sahibi tarafından fark edilemedi. Hatta finansal bilgisi yüksek olan insanlar daha zararlı çıkmış oldu. Norveç Varlık Fonu'nun da dolaylı olarak düştüğü kaybın nedenini finansal okuryazarlık eksikliği olarak tanımlamak doğru bir yaklaşım değildir. Belki de ihtiyacımız olan yetkinlik finansal okuryazarlık değil, siyasal okuryazarlıktır.
Fon krizinin dinamiklerini daha iyi anlamak için gazeteci Nevşin Mengü’nün Youtube kanalında Enes Özkan’ın konuk olduğu “Fon Meselesinin Arkasında Ne Var” başlıklı yayını tavsiye ederim.




Yorumlar