Buket FİTOZ
Liderin en pahalı kelimesi: Evet

İş dünyasında hayır diyebilmek de bir yatırımdır.
Girişimciliğin ilk yıllarında “evet” güçlü bir kelimedir.
Yeni müşteri? ………… Evet
Yeni proje? ……………. Evet
Yeni pazar? ……......... Evet
Yeni iş ortaklığı? ……. Evet
Biraz daha satış, biraz daha ciro, biraz daha büyüme ihtimali varsa değerlendirmek gerektiğini düşünürüz. Çünkü önümüze gelen her fırsatı büyümenin bir parçası olarak görmeye eğilimliyiz.
Ben de uzun yıllar fırsatlara önce şu soruyla baktım: “Bundan ne kadar kazanabiliriz?”
Bugün ise sorum biraz değişti: “Bunu yapmak için nelerden vazgeçmem gerekecek?”
Çünkü zaman içinde öğrendiğim bir şey var: Her "evet"in bir maliyeti vardır
Bugün önüme iki farklı yol geldi
Bugün yeni bir iş modelini değerlendirirken kendimi tam olarak bu hesabı yaparken buldum.
Bir tarafta daha yüksek kazanç potansiyeli vardı. Ama beraberinde daha fazla operasyon, daha fazla zaman, daha fazla kaynak ve daha fazla risk getiriyordu.
Diğer tarafta ise getirisi daha sınırlı bir model vardı. Fakat riski daha düşüktü.
Operasyonel olarak daha az zamanımı alacaktı. Daha az kaynak bağlayacaktı. Mevcut işlerimin odağını bozmayacaktı. Ve ben ikincisini tercih ettim. İlk bakışta daha az kazandıracak işi seçmiş gibi görünebilirim.
Ben ise bugün buna başka türlü bakıyorum:
Daha az kazancı değil, daha verimli kaynağı seçtim.
Çünkü bir işin gerçek getirisi yalnızca sonunda kazandırdığı parayla ölçülmemeli.
O parayı kazanırken şirketten ne götürdüğüne de bakılmalı.
Paranın maliyetini hesaplıyoruz. Zamanınkini neden hesaplamıyoruz?
Bir yatırım yaparken sermaye maliyetini hesaplıyoruz. Ama girişimcilerin çok değerli başka kaynakları da var. “Zaman” … “Dikkat” …. “Ekip kapasitesi” …. “Operasyon gücü”
Ve belki en önemlisi: “Odak”
Bunların hiçbirisi sınırsız değil. Bir projeye haftada on saat ayırıyorsanız o on saat başka bir projeye ait olamaz. Ekibiniz yeni bir operasyonla uğraşıyorsa mevcut işine aynı kapasiteyle odaklanamaz. Sermayenizi bir işe bağladıysanız başka bir fırsat geldiğinde aynı parayı yeniden kullanamazsınız.
Dikkatinizi beş farklı alana dağıttığınızda ise her birine yüzde yüz odaklanamazsınız. Bu nedenle bugün bir işe bakarken yalnızca; “Ne kadar kazanırım?” diye sormuyorum.
Şunları da soruyorum:
Ne kadar zamanımı alacak?
Ne kadar sermaye bağlayacak?
Ne kadar operasyon yaratacak?
Ekibimden ne kadar kapasite isteyecek?
Riski ne?
Ve en önemlisi: Buna evet dersem neye hayır demiş olacağım?
Son soru bence bütün hesabı değiştiriyor.
Çünkü her “evet” görünmeyen bir “hayır”dır
Yeni bir projeye evet dediğinizde sadece o projeyi kabul etmiş olmazsınız.O projeye ayıracağınız zamanı da kabul edersiniz. Operasyonunu kabul edersiniz. Sorunlarını kabul edersiniz. Finansman ihtiyacını kabul edersiniz. Dikkatinizin bir bölümünü ona vermeyi kabul edersiniz. Dolayısıyla masada yalnızca potansiyel kazanç yoktur.
Görünmeyen bir maliyet de vardır.
Ekonomide buna fırsat maliyeti diyoruz. Ben iş hayatında bunun yalnızca parayla ilgili olmadığını düşünüyorum. Bazen en büyük fırsat maliyeti paradır. Bazen zamandır.
Bazen de dikkatinizi yanlış yere vermektir.
Asıl zor olan, iyi bir işe de hayır diyebilmektir.
“Hayır” bazen kayıp değildir
İş hayatında “hayır” kelimesine çoğu zaman kaybedilmiş fırsat gibi bakıyoruz. Ben artık her zaman öyle görmüyorum. Bir işe hayır dediğimde; sermayemi koruyor olabilirim. Zamanımı koruyor olabilirim. Ekibimin kapasitesini koruyor olabilirim. Mevcut işlerimin kalitesini koruyor olabilirim. Ya da henüz karşıma çıkmamış daha doğru bir fırsat için alan bırakıyor olabilirim. Bu açıdan baktığımda;
“Hayır” da bir kaynak tahsis kararıdır. Hatta bazen yatırım kararından bile önemlidir.
Çünkü yatırım yaparken paranızı nereye koyacağınıza karar verirsiniz. Hayır derken ise;
paranızı, zamanınızı ve dikkatinizi nereye koymayacağınıza karar verirsiniz. Ve iyi yönetilen şirketlerde ikisi de aynı derecede önemlidir.
Daha çok değil, daha doğru
Bugün verdiğim karara dönüp baktığımda belki kâğıt üzerinde en yüksek potansiyel getiriyi seçmedim. Ama bugün ihtiyacım olan şeyin maksimum getiri olmadığını biliyorum.
Daha kontrollü risk. Daha az operasyon. Daha düşük kaynak ihtiyacı. Ve başka işlerimi geliştirebilmek için daha fazla zaman.
Çünkü şirket yönetirken her kararın amacı maksimum kazanç değildir. Bazen amaç; optimum kazançtır.
Riskinizle, zamanınızla, sermayenizle ve mevcut kapasitenizle uyumlu olan kazanç.
Bence liderlik de biraz burada başlıyor. Önünüze gelen bütün kapıları açmakta değil.
Hangi kapının önünden geçip gitmeniz gerektiğini anlayabilmekte.
Çünkü şirketler yalnızca yaptıkları doğru işler sayesinde büyümez.
Yapmamayı seçtikleri yanlış — hatta bazen doğru ama kendileri için uygun olmayan — işler sayesinde de büyür.
Masanın Diğer Tarafı Notu
Büyümek her fırsatı değerlendirmek değildir
Sermayeniz sınırlıdır. Zamanınız sınırlıdır. Ekibinizin kapasitesi sınırlıdır. Sizin dikkatiniz de sınırlıdır. Liderlik, bu kaynakları mümkün olduğunca çok işe dağıtmak değil, en doğru işlere yoğunlaştırmaktır.
Her “evet”in görünmeyen bir maliyeti vardır.
Ve bazen şirketiniz için yapacağınız en iyi yatırım yeni bir işe başlamak değil; doğru işe “hayır” diyebilecek kadar seçici olmaktır.




Yorumlar