top of page

Biruni Teknopark girişimlere yalnızca alan değil, büyüme imkanı da sunuyor

  • 7 Tem
  • 5 dakikada okunur

Biruni Üniversitesi Teknopark Genel Müdürü Sezgin Erzan ile teknoparkların girişimcilere katkıları üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdik.


Biruni Teknopark girişimlere yalnızca alan değil, büyüme imkanı da sunuyor

Türkiye'deki teknoloji ve AR-GE politikalarındaki gelişmeler ve dünyanın teknoloji alanında gittiği yön doğrultusunda girişimcilere mentörlük yapacak, üniversite-sanayi iş birliğini sağlayacak teknoparkların önemi arttı. Biruni Üniversitesi bünyesinde kurulan Biruni Teknopark da kuruluşundan itibaren çok kısa sürede bu köprü görevini iyi şekilde üstlendi.


Teknoparkları ofis alanı sunan yapılar olmaktan çıkaran; sağlık teknolojileri, biyoteknoloji ve derin teknoloji alanlarında yenilikçi ekosistem oluşturarak ihtiyaçları karşılayan Biruni Teknopark Kurucu Genel Müdürü Sezgin Erzan ile konuştuk.


Biruni Teknopark hangi ihtiyaç ve vizyon doğrultusunda kuruldu? Kuruluş sürecinin hikayesini bizimle paylaşır mısınız?


Biruni Teknopark’ı yalnızca bir teknoloji geliştirme bölgesi kurma hedefiyle değil; sağlık teknolojileri, biyoteknoloji ve derin teknoloji alanlarında ülkemizin ihtiyaç duyduğu yenilikçi ekosistemi oluşturma vizyonuyla hayata geçirdik. Biruni Üniversitesi’nin sağlık bilimlerindeki güçlü akademik altyapısını girişimcilik ve teknoloji üretimiyle buluşturmayı amaçladık.


Kuruluş sürecindeki temel motivasyonumuz; üniversitede üretilen bilginin laboratuvarlardan çıkarak ticarileşmesi, girişimlere dönüşmesi ve ekonomik değer yaratmasıydı. Türkiye’nin teknoloji tabanlı kalkınmasında üniversite-sanayi iş birliğinin kritik olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Biruni Teknopark’ı yalnızca firmaların faaliyet gösterdiği bir alan olarak değil; fikirlerin ürüne, ürünlerin ise küresel pazarlara taşındığı bir inovasyon platformu olarak kurguladık.


Kuruluşundan bugüne Biruni Teknopark’ın gelişim sürecini nasıl özetlersiniz? Hangi dönüm noktaları kurumun bugünkü kimliğini şekillendirdi?


Kuruluşumuzdan bu yana en önemli kazanımımız, güçlü bir ekosistem kültürü inşa etmiş olmamızdır. İlk aşamada altyapının oluşturulması, teknoloji firmalarının bölgeye çekilmesi ve üniversiteyle entegrasyonun sağlanması önceliklerimiz arasındaydı.


Sonraki dönemde girişimcilik programları, yatırımcı ağları, sağlık teknolojileri odaklı kümelenme çalışmaları ve uluslararası iş birlikleriyle büyümemizi sürdürdük. Özellikle sağlık teknolojileri ve biyoteknoloji alanlarında oluşturduğumuz uzmanlaşma odağı, Biruni Teknopark’ın bugünkü kurumsal kimliğinin temel taşlarından biri oldu.


Girişimlerin yatırım süreçlerine erişimini kolaylaştıran çalışmalarımız ve sağlık girişimciliğine yönelik özel programlarımız da önemli dönüm noktaları arasında yer alıyor.


İlk yıllardaki hedeflerle bugünkü hedefleri karşılaştırdığınızda hangi alanlarda beklentilerin ötesine geçildiğini düşünüyorsunuz?


Başlangıçta hedefimiz güçlü bir teknoloji geliştirme bölgesi oluşturmaktı. Ancak zaman içinde gördük ki girişimlerin yalnızca fiziki alana değil; yatırım, mentörlük, uluslararasılaşma ve stratejik iş birliklerine de ihtiyacı bulunuyor.


Bugün geldiğimiz noktada yalnızca ofis imkanı sağlayan bir yapı olmanın ötesinde, girişimlerin büyüme yolculuğunu yönlendiren ve destekleyen bütünleşik bir ekosisteme dönüştük. Özellikle girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılması, yatırımcı bağlantılarının kurulması ve sağlık teknolojileri alanındaki uzmanlaşma konularında ilk hedeflerimizin ötesine geçtiğimizi düşünüyorum.


Türkiye’nin teknoloji ve Ar-Ge politikalarındaki değişimler Biruni Teknopark’ın büyüme yolculuğunu nasıl etkiledi?


Son yıllarda Türkiye’de Ar-Ge, inovasyon ve girişimcilik alanlarında önemli politika dönüşümleri yaşandı. Kamu desteklerinin çeşitlenmesi, girişim sermayesi fonlarının yaygınlaşması, teknoloji odaklı kalkınma yaklaşımının güçlenmesi ve derin teknoloji alanlarına verilen önemin artması ekosistem açısından son derece değerli gelişmeler oldu.


Bu dönüşüm, Biruni Teknopark’ın büyümesini de hızlandırdı. Özellikle sağlık teknolojileri, biyoteknoloji, yapay zeka ve dijital sağlık alanlarında faaliyet gösteren girişimlerin sayısında ve niteliğinde önemli artışlar gözlemledik. Kamu politikaları ile özel sektör dinamizminin aynı hedef doğrultusunda ilerlemesi, teknoparkların değer üretme kapasitesini önemli ölçüde artırıyor.


Teknoparklar günümüzde yalnızca ofis alanı sunan yapılar olmaktan çıktı. Biruni Teknopark girişimcilere ve teknoloji şirketlerine hangi özgün katkıları sağlıyor?


Günümüzde teknoparkların temel görevi yalnızca metrekare kiralamak değil, girişimlerin büyümesini hızlandıracak bir ekosistem sunmaktır.


Biruni Teknopark olarak girişimlerimize mentörlük, yatırımcı erişimi, kamu desteklerine erişim, iş geliştirme, akademik danışmanlık, üniversite laboratuvarlarından yararlanma imkânı ve uluslararasılaşma desteği sağlıyoruz.


Özellikle sağlık ve biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren girişimlerimizin akademik bilgiye, klinik uzmanlığa ve sektör paydaşlarına erişimini kolaylaştırıyoruz. Böylece girişimler yalnızca teknoloji geliştirmiyor; aynı zamanda ürünlerini daha hızlı doğrulayabiliyor ve ticarileştirebiliyor.


Girişimcilerin en çok ihtiyaç duyduğu destekler sizce neler? Biruni Teknopark bu ihtiyaçlara nasıl cevap veriyor?


Bugün girişimcilerin en büyük ihtiyacı, finansmanın yanı sıra doğru rehberlik ve güçlü bağlantılardır.


Başarılı girişimler yalnızca iyi bir fikirle değil; doğru ekip, doğru strateji, doğru pazar ve doğru yatırımcıyla büyüyebiliyor. Biz de girişimlerimize fikir aşamasından ölçeklenme aşamasına kadar mentörlük, eğitim, yatırımcı buluşmaları, kurumsal iş birlikleri ve fon kaynaklarına erişim desteği sağlıyoruz.


Özellikle sağlık teknolojileri alanında girişimlerin regülasyon, klinik doğrulama ve ticarileşme süreçlerinde ihtiyaç duyduğu uzman desteğini ekosistemimiz içerisinde sunmaya çalışıyoruz.


Üniversite-sanayi iş birliği uzun yıllardır konuşulan ancak uygulamada zorluklar yaşanan bir konu. Biruni Teknopark bu alanda nasıl bir köprü görevi üstleniyor?


Üniversiteler bilgi üretir; sanayi ise bu bilginin ekonomik değere dönüşmesini sağlar. Ancak bu iki dünyanın ortak bir dil ve çalışma kültürü oluşturması her zaman kolay değildir.


Biruni Teknopark olarak tam da bu noktada köprü görevi üstleniyoruz. Akademisyenleri, araştırmacıları, öğrencileri, girişimcileri ve sanayi temsilcilerini aynı ekosistem içerisinde buluşturuyoruz.


Akademik projelerin ticarileştirilmesi, ortak Ar-Ge projelerinin geliştirilmesi, girişimlerin akademik danışmanlıktan yararlanması ve öğrencilerin girişimcilik kültürüyle erken yaşta tanışması için çeşitli programlar yürütüyoruz. Bu sayede bilginin ekonomik ve toplumsal faydaya dönüşmesini destekliyoruz.


Bugün Biruni Teknopark’ı Türkiye’deki teknoloji geliştirme bölgeleri arasında hangi özellikleriyle farklı bir yerde konumlandırıyorsunuz?


Biruni Teknopark’ı farklılaştıran en önemli unsurlardan biri; yönetim anlayışımızın temelinde yer alan açık iletişim, güçlü diyalog ve çözüm odaklı iş birliği kültürüdür.


Biruni Üniversitesi’nin sağlık bilimleri alanındaki güçlü akademik altyapısı sayesinde girişimcilerimize yalnızca iş geliştirme desteği değil, aynı zamanda bilimsel ve klinik altyapıya erişim imkanı da sunuyoruz. Tabii ki yalnızca sağlık ve biyoteknoloji alanlarında değil; finansal teknolojiler, oyun, siber güvenlik ve telekomünikasyon alanlarında proje geliştiren girişimcilere de ev sahipliği yapıyoruz.


Bunun yanında yatırım ekosistemiyle kurduğumuz ilişkiler, girişim sermayesi fonlarıyla yakın iş birliklerimiz ve girişimlerin küresel pazarlara açılmasına yönelik yaklaşımımız da bizi farklılaştıran unsurlar arasında yer alıyor.


Türkiye’nin teknoloji ihracatını artırma hedefleri açısından teknoparkların rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?


Teknoparklar, yüksek katma değerli üretimin merkezlerinden biridir. Türkiye’nin teknoloji ihracatını artırabilmesi için daha fazla teknoloji geliştiren, patent üreten ve küresel ölçekte rekabet edebilen şirkete ihtiyaç var.


Bu şirketlerin önemli bir bölümü teknopark ekosistemlerinden çıkıyor. Dolayısıyla teknoparklar yalnızca Ar-Ge yapan yapılar değil, aynı zamanda geleceğin ihracatçı teknoloji şirketlerini yetiştiren merkezlerdir.


Önümüzdeki dönemde teknoloji ihracatında sürdürülebilir büyümenin temel unsurlarından biri, teknoparklar aracılığıyla geliştirilen yenilikçi ürünlerin dünya pazarlarına ulaştırılması olacaktır.


Biruni Teknopark girişimlere yalnızca alan değil, büyüme imkanı da sunuyor

Biruni Teknopark’ın gelecek vizyonunda hangi sektörler ve teknolojiler öncelikli olacak?


Önümüzdeki dönemde sağlık teknolojileri, biyoteknoloji, yapay zeka, dijital sağlık, medikal cihazlar, veri analitiği ve yaşam bilimleri odaklı girişimler öncelikli alanlarımız arasında yer alacak.


Ayrıca sağlıkta yapay zeka uygulamaları, kişiselleştirilmiş tıp, biyoinformatik, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir sağlık çözümleri gibi alanlarda daha fazla girişimin ortaya çıkmasını desteklemeyi hedefliyoruz.


Türkiye’nin sağlık teknolojileri alanında bölgesel bir merkez olma potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Biruni Teknopark olarak bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmayı amaçlıyoruz.


Türkiye’nin küresel teknoloji rekabetinde daha güçlü bir konuma gelebilmesi için hangi adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz?


Teknoloji rekabetinde başarılı olabilmek için uzun vadeli bir ekosistem yaklaşımına ihtiyaç var. Üniversiteler, özel sektör, kamu kurumları, yatırımcılar ve girişimciler aynı hedef doğrultusunda hareket etmeli.


Ar-Ge yatırımlarının artırılması, girişim sermayesi mekanizmalarının güçlendirilmesi, üniversitelerde üretilen bilginin daha etkin biçimde ticarileştirilmesi ve uluslararası iş birliklerinin artırılması büyük önem taşıyor.


Aynı zamanda gençlerin teknoloji üretimine yönlendirilmesi ve girişimcilik kültürünün daha erken yaşlarda kazandırılması gerekiyor. Teknoloji yalnızca ekonomik büyümenin değil, aynı zamanda stratejik bağımsızlığın da temel unsurlarından biridir.


Bugün bir teknoloji girişimi kurmak isteyenlere, hem bir yönetici hem de ekosistemin içinden biri olarak hangi tavsiyelerde bulunursunuz?


Öncelikle, problemin peşinden gitmelerini tavsiye ederim. Başarılı girişimler genellikle teknolojiden değil, gerçek bir sorunun çözümünden doğar.


İkinci olarak, güçlü bir ekip kurmaları gerekiyor. Girişimin başarısını belirleyen en önemli unsur çoğu zaman fikirden çok ekip kalitesidir.


Üçüncü olarak, küresel düşünmelerini öneririm. Bugün geliştirilen bir ürünün potansiyel pazarı yalnızca bulunduğu şehir ya da ülke olmamalıdır.


Son olarak sabırlı olmalarını tavsiye ederim. Girişimcilik, kısa vadeli bir başarı hikâyesi değil; öğrenme, gelişme ve sürekli dönüşüm gerektiren uzun bir yolculuktur. Başarısızlıklar da bu yolculuğun doğal bir parçasıdır. Önemli olan, vazgeçmeden ilerleyebilmektir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page